Borderline Kişilik Nasıl Başlar?
Bu yazı, borderline kişilik örgütlenmesinin gelişimsel kökenlerini ayrışma-bireyleşme sürecinin yeniden yakınlaşma alt evresinde yaşanan güçlükler üzerinden ele alıyor. Çocuğun hem bağımsızlaşma hem de güvenli bir bakımverene geri dönebilme ihtiyacının yeterince karşılanmaması, tutarlı bir kendilik ve öteki algısının gelişmesini zorlaştırabilir. Yazıya göre bu süreç, travma, ihmal ve istismar deneyimleriyle birleştiğinde bölme, kimlik dağılması, boşluk duygusu ve yoğun terk edilme kaygısı gibi borderline yapılanmaya özgü örüntüleri güçlendirebilir. (Editoryal)
Gelişimin ayrışma evresinde [separation stage] yaşanan zorluklar bir risk oluşturur.
Önemli Noktalar:
- Borderline kişiliğe sahip bireyler, sıklıkla kendilik algısında eksiklikler yaşarlar.
- Bireyselleşmenin yeniden yakınlaşma alt evresinde yaşanan problemler, hem
muhtaçlığa hem de öfkeye yol açar. - Bu tür bireyler, karakteristik/belirgin bir savunma mekanizması olarak ‘bölme’yi
[splitting] kullanabilirler.
Bu iki bölümlük bir makalenin birinci bölümüdür. Borderline örgütlenme düzeyi hakkındaki ikinci bölüm için tıklayınız.
Borderline kişiliğe sahip insanlar, çevrelerindekiler için ciddi bir kaosa ve acıya neden olabilirler. Çeşitli arka planlara göre renk değiştiren bukalemunlar gibi algılanabilirler. Hayranlık ile aşağılama, muhtaçlık ile öfke arasındaki keskin dalgalanmaları kafa karıştırıcı ve bunaltıcı olabilir. Ancak onlar genellikle boşluk duygularından ve yaygın bir şekilde istikrarsız olan kendilik algılarından [sense of self] dolayı korkunç şekilde acı çekmektedirler. Bu bireyler, böylesine istikrarsız ilişkisel örüntüleri ve kendilik kimliğiyle [self identity: kişinin kendini kim olarak gördüğü] ilgili zorlukları nasıl geliştirdiler?
Kişiliği borderline düzeyde örgütlenmiş olanlar, diadik ilişkilerle (çocuk-anne) meşguldürler (Kernberg, 1975). Gelişimsel olarak, bu tür insanlar ayrışma-bireyselleşme [separation-individuation] döneminin yeniden yakınlaşma (Rapprochemnt) alt evresinde ciddi zorluklarla karşılaşırlar. 16-24. aylardaki bu alt evre sırasında, çocuklar çevreyi daha bağımsız bir şekilde keşfetmeye başladıkça, kendilerini annelerinden (“anne”, “birincil bağlanma figürü” için kısaltmadır) ayrı olarak deneyimlemeye başlarlar (Mahler, Pine, Bergman, 1975).
Birkaç ay öncesinde, kusursuz, koruyucu anneyle süregelen bir ortak yaşam [symbiosis] ve tümgüçlü [omnipotent] güven fantezileriyle dolu olan keşifler artık, bu tümgüçlü fantezinin azalmasıyla birlikte, çocuğun annenin bir uzantısı olmadığı ve bu yüzden küçük ve anneden uzaktaki dünyanın tehlikelerine karşı gerçekten savunmasız olduğu yönünde büyüyen bir
farkındalıkla beraber kaygı doludur. Bunun sonucunda hem keşfetmeye hem de anneye geri dönmeye yönelik bir ambivalans [ambivalence] söz konusudur: Çocuk hem çevreyi keşfetmek ister ve hoş karşılanacağı bir yeniden birleşme bekler fakat aynı zamanda keşfin getirdiği kaygılar hem de anneyle yeniden birleşmenin beraberinde getirdiği özerklik kaybı nedeniyle kolayca hayal kırıklığına uğrar (Mahler ve ark., 1975). Çocuk, dünyanın tehlikelerine dair duyduğu kaygıyı yatıştırma çabasıyla; keşif esnasında aralıklı olarak, kaygılı bir şekilde anneye geri dönecek, güvence, güvenlik ve ortak dikkat arayacaktır. Hemen ardından, annenin yörüngesine çok fazla girmiş olmaktan dolayı hayal kırıklığına uğrayacak ve öfkelenecektir.
Gelişimin bu evresi [ayrılma-bireyleşmenin yeniden yakınlaşma alt evresi] hem anneler hem de çocuklar için tuzaklarla doludur. Çocuklarıyla ortak yaşamı sürdürmek yönünde kendi dinamik ihtiyaçları olan anneler için çocuğun ayrışma çabaları, aşırı ilgi ve boğucu bir iç içe geçmeyle ya da çocuğun anneyi “terk etmesi” karşısında duyulan bir öfke ve reddedişle karşılanabilir. Her iki tepki de çocuğun anneden sağlıklı bir şekilde ayrışabilme [seperate] becerisini büyük ölçüde sınırlayacaktır.
Bu çocukların birçoğu mizaç olarak [doğuştan gelen genetik alt yapıyı ifade ediyor] son derece hassastır ve kolayca aşırı uyarılırlar (Overtimulated). Bu yapısal hassasiyet, anne sağlıklı bir tepki verse bile, ayrışma konusunda güçlüklere yol açabilir. Çoğu zaman, yeniden yakınlaşma [rapprochement] evresinde güçlüklere yol açan şey; bir çocuğun mizacı ile bir annenin ayrışmaya verdiği kendi dinamik tepkisinin birleşimidir (Mahler ve ark., 1975; Coonerty, 1986). Çocuk keşif kaygısını tolere edemediğinde ya da anne çocuğun bağımsızlığına tahammül edemediğinde; çocuk, şu kritik gelişimsel dersi öğrenemez: “Dünya ilgi çekicidir ama bazen korkutucudur ve bu sorun değil çünkü güvenceye ihtiyaç duyduğumda, annem beni orada bekliyor.”
Yakınlaşma alt evresinde sık görülen bir başarısızlık, çocuğun keşfetmekte özgür olduğu durumda ortaya çıkar: Anne simbiyozda ısrar etmez, fakat çocuğun geri dönüşü için güvenilir biçimde erişilebilir de değildir. Bu tür anneler, keşif çok uyarıcı ya da anksiyete uyandırıcı hale geldiğinde çocuğun fiziksel ve duygusal olarak erişilebilir bir anneye geri dönebilmesi gerektiğine yeterince uyumlanmış ya da bunun yeterince farkında değildir. Güvenli bir geri dönüşün olmayışı, çocuğu daha en başta keşfe çıkma konusunda huzursuz bırakır.
Her iki durumda da çocuk, annenin yanından ayrılmanın sonucunun çoğu zaman terk edilme olduğunu öğrenir; bu terk edilme, annenin güvenilir biçimde erişilebilir olmamasından, yapışkan olmasından ya da cezalandırıcı tutumundan kaynaklanabilir. Bunun yerine çocuk, hem fiziksel bağımsızlığa hem de bağımsız bir kendilik duygusuna yönelik bir korkuyu içselleştirir. Bu da artık böylesine tehlikeli hissedilen ayrılığa karşı öfkeye yol açar (Mahler ve ark., 1975; Adler Buie, 1979).
Anneden ayrılık geliştirmedeki güçlükler, kişinin kendi kendilik duygusu konusunda son derece belirsiz olmasına yol açar. Yakınlaşma başarılı biçimde gerçekleştirilemediği için çocuk, annesinin hem “iyi” (erişilebilir, müdahaleci olmayan, uyumlanmış) hem de “kötü” (bazen erişilemez, müdahaleci ya da yetersiz uyumlanmış) olabilen karmaşık ve ambivalan bir versiyonunu içselleştiremez. Bunun yerine, anneyi deneyimlemenin bu iki yolu “iyi anne” ve “kötü anne” olarak bölünür. Böylece çocuk, Mahler’in “nesne sürekliliği” [object constancy] olarak adlandırdığı şeyi, yani farklı koşullar ve duygusal durumlar boyunca aynı kalan ötekine ilişkin içselleştirilmiş bir görüşü, geliştiremez (Mahler ve ark., 1975).
Annenin iki versiyonu [“iyi anne” ve “kötü anne”] bir arada var olamadığı için sağlıklı bir kendilik temsili de gelişemez. Sağlıklı kendilik temsili, en erken gelişimsel aşamalardaki belirli bir ilişkisel deneyimin (anne-ile beraber-çocuk (güvende, beslenmiş) ve çocuk-ile beraber-anne (sevilen, varlığından keyif alınan) ikili deneyiminin) bir içselleştirmesidir. Dolayısıyla çocuk kendisini eşzamanlı olarak hem “iyi” (sevilebilir ve değerli) hem de “kötü” (öfkeli, muhtaç, terk edilmiş) olarak deneyimleyemez; bunun yerine bu kendilik temsillerini ayrı tutmak zorunda kalır. Kernberg’in “kimlik difüzyonu/çözülmesi” [identity diffusion] olarak adlandırdığı şey budur (Kernberg, 1975). Farklı koşullar ve duygusal durumlar boyunca istikrarlı bir kendilik imgesi olmadığında, birey boşluk ya da sahtelik hisleriyle baş başa kalır.
Merkezlenmiş, tutarlı bir kişilik duygusunun olması gereken yerde, bunun yerine ‘rüzgardaki
bir mum’ (Candle in the wind) vardır. Yalnız kalmaya dair bir panik duygusu vardır çünkü
istikrarlı, yatıştırıcı bir kendilik (çocuğu seven ve ondan keyif alan içselleştirilmiş bir annenin
ürünü) yoktur. İstikrarlı bir merkez (çekirdek) yerine, kendiliğin iki uç arasında keskin şekilde
dalgalanan versiyonları vardır: Bazıları, henüz ayrışmanın sınırlarıyla yüzleşmemiş bir bebek
gibi büyüklenmeci (grandiose) ve tümgüçlü (omnipotent); bazıları ise reddeden, erişilemez
veya cezalandırıcı anneyle olan çocuğun içselleştirilmiş deneyimi gibi acınası, sevilemez ve
terk edilmiş olurlar(Adler ve Buie, 1979).
Daha da önemlisi tek başına yeniden yakınlaşma (Rapprochement) aşamasındaki sorunlar, bir
borderline örgütlenmeye yol açmak için yeterli olmayabilir. Yüksek görülme oranları göz önüne alındığında, açık travma, ihmal ve istismar, borderline örgütlenmenin herhangi bir
etiyolojik (nedensel) açıklamasında dikkate alınmalıdır. 97 çalışmanın dahil edildiği bir metaanaliz, vaka kontrol çalışmalarında, BPD (Borderline Kişilik Bozukluğu) olan bireylerin çocukluk
dönemi olumsuzluklarını bildirme olasılığının, klinik olmayan kontrollere kıyasla yaklaşık 14
kat daha fazla olduğunu ve en güçlü ilişkilerin duygusal istismar ile ihmalde görüldüğü
bulunmuştur (Porter ve ark., 2020).
Birçok teorisyen, travma ve istismara verilen yaygın disosiyatif tepki nedeniyle, travma ve
istismar deneyimlerinin bütünleşmiş bir ‘iyi ve kötü’ anne içselleştirmesini de bozduğunu ileri
sürmektedir; bu durum, başarısız yeniden yakınlaşmanın iyi/kötü bölünmesini pekiştirir,
tutarlı bir öteki ile kendilik anlatısının bütünleşmesini bozar ve çarpıtır (Luyten, Campbell,
Fonagy, 2020). İhmal ise, içselleştirilmiş seven, erişilebilir bir annenin yokluğunu yaratarak
biraz daha sinsi bir şekilde işler.
Yeniden yakınlaşma başarısızlığı ve travma aynı zamanda çift yönlüdür, kendileri de istismar
mağduru olan anneler, genellikle yeniden yakınlaşma evresinin çözümlenmesi için gerekli olan
sakin duygusal ulaşılabilirliği ve uyumlanmayı sağlayamayacak kadar çok fazla dehşete
düşmüş veya disosiye olmuş haldedirler ve istismarcı, ihmalkar anneler çocuklarına bu önemli
fakat karmaşık dönem boyunca başarılı bir şekilde rehberlik edemeyeceklerdir. Bazı çocuklar
için, başarılı bir yeniden yakınlaşmanın ardından, başlangıçtaki yeniden yakınlaşma dönemi
çözümlenmesine rağmen, içselleştirilmiş kendilik algısını parçalayacak ve borderline
örgütlenmeye yol açacak kadar şiddetli bir travmanın yaşandığı da klinik olarak
gözlemlenmektedir.
Kaynakça (Tıklayınız)
- Adler G, Buie DH. Aloneness and borderline psychopathology: the possible relevance
of child development issues. International Journal of Psycho-Analysis. 1979;60(1):83-
96. - Bora E. A meta-analysis of theory of mind and ‘mentalization’ in borderline personality
disorder: a true neuro-social-cognitive or meta-social-cognitive impairment?
Psychological Medicine. 2021;51(15):2541-2551. - Coonerty S. An exploration of separation-individuation themes in the borderline
personality disorder. Journal of Personality Assessment. 1986;50(3):501-511. - Kernberg OF. Borderline Conditions and Pathological Narcissism. New York: Jason
Aronson; 1975. - Kernberg OF. Severe Personality Disorders: Psychotherapeutic Strategies. New
Haven: Yale University Press; 1984. - Mahler MS, Pine F, Bergman A. The Psychological Birth of the Human Infant:
Symbiosis and Individuation. New York: Basic Books; 1975. - Porter C, Palmier-Claus J, Branitsky A, et al. Childhood adversity and borderline
personality disorder: a meta-analysis. Acta Psychiatrica Scandinavica. 2020;141(1):6-
20 - Stern BL, Caligor E, Hörz-Sagstetter S, Clarkin JF. An object-relations based model
for the assessment of borderline psychopathology. Psychiatric Clinics of North
America. 2018;41(4):595-611. - Winnicott DW. The use of an object and relating through identifications. International
Journal of Psycho-Analysis.1969;50:711-716. - Luyten P, Campbell C, Fonagy P. Borderline personality disorder, complex trauma,
and problems with self and identity: a social-communicative approach. Journal of
Personality. 2020;88(1):88-105.
Editoryal Notlar
Yazar: Irene Hurford
Başlık: How Borderline Personality Begins
Yayın: Psychology Today – Reality in Dialogue
Tarih: 4 Mayıs 2026
Link: https://www.psychologytoday.com/us/blog/reality-in-dialogue/202605/levels-over-labels-borderline-personality-organization
Bu metin Psikolog Arda Anıl tarafından Türkçeye çevrilmiştir. Çeviri sürecinde kavramsal doğruluk ve psikodinamik terminolojiye sadakat esas alınmıştır. Çeviri hazırlanırken ChatGPT dilsel ve teknik destek amacıyla kullanılmış; nihai metin çevirmen tarafından gözden geçirilmiştir. Bu çeviri yalnızca bilgilendirme amaçlıdır. Orijinal metnin tüm hakları yazara ve yayıncıya aittir.

