Etiketler Yerine Seviyeler: Borderline Kişilik Örgütlenmesi
Borderline kişilik örgütlenmesi, tek bir tanı etiketinden çok, kişinin kendilik algısı, ilişkileri ve savunma düzenekleri üzerinden anlaşılması gereken bir kişilik işleyiş düzeyidir. Yazı, terk edilme korkusu ile yutulma korkusu arasında gidip gelen bu yapının; bölme, yansıtma, öfke, kontrol ihtiyacı ve yoğun yakınlık arayışıyla ilişkilerde nasıl tekrar eden krizler ürettiğini açıklar. Klinik açıdan temel mesele, kişiyi “borderline” etiketiyle tanımlamak değil; kendilik ve öteki imgelerini bütünleştirme, ikircikli duyguları tolere etme ve daha olgun savunmalar geliştirme kapasitesini değerlendirmektir. (Editoryal)
Borderline kişiliğin klinik sonuçları tutarlılık gösterir.
Önemli Noktalar:
- Borderline düzeydeki bireylerin kendilik algısında eksiklikler vardır.
- Yeniden yakınlaşma [rapprochement] evresinde yaşanan güçlükler, hem muhtaçlığa hem de öfkeye yol açabilir.
- Bu bireyler, bölmeyi [splitting] belirgin (karakteristik) bir savunma mekanizması olarak kullanırlar.
İki bölümlük serinin ikinci bölümüdür. ‘Borderline Kişilik Nasıl Başlar’ başlıklı birinci bölüm için buraya tıklayınız.
Kökenleri ister yeniden yakınlaşma [rapprochement] başarısızlığına, ister açık/belirgin travmaya, isterse de bunların etkileşimine dayansın, borderline kişiliğin klinik sonuçları tutarlılık gösterir: Bütünleşik/tutarlı bir kendilik algısına sahip olmamak, çocuk büyüyüp yetişkinliğe adım attıkça hayatın geneline yayılan güçlüklere yol açar. Başkalarına yönelik, hem iyi hem de kötü özellikleri barındıran içselleştirilmiş bir algıyı koruyamamak kişinin yörüngesindeki insanların ya idealize edilmiş ya da kötücülleştirilmiş bir öteki olarak bölünmesi anlamına gelir; üstelik bu bölünmeler hızla dalgalanabilir ve onlara yönelik bu değişen algının hızı, karşıdaki kişide bir kamçı darbesi etkisi bırakabilir (Kernberg, 1975; Stern, Caligor, Hörz-Sagstetter, Clarkin, 2018). Bu yetişkinler, içselleştirilmiş terk eden, reddeden veya ihmalkar annenin bir yansıması olarak, birincil bir terk edilme korkusu [primary fear of abandonment] yaşarlar; yine de hayatlarındaki yakın kişilere karşı, ister gerçek ister çocukluk yaralarının [childhood hurts)]yansıması olsun, her türlü hayal kırıklığı nedeniyle öfke doludurlar. Bu hastalar sıklıkla, çocukluğa ait olan ve öfke ile sevgiyi bütünleştirmedeki başarısızlığı yansıtan bir öfkeyle doludur. Kusurlu olan ötekilerin kaçınılmaz olarak yaşatacağı hayal kırıklıkları “kötü anne” yansıtmalarını aktive eder; terk edilme korkusu ile sevilen kişilere duyulan öfke arasındaki bu gerilim nedeniyle de yaşanan deneyim, hızla birbirinin yerini alan bir yapışma ve düşmanlığa dönüşür (Kernberg, 1975; Adler ve Buie, 1979).
Bu öfkenin, bazen dışa vurulması bu kişiler için çok tehlikeli olarak hissedilir. Bunun yerine öfke; kısıtlı yemek yeme veya tıkanırcasına yeme ve kusma, kendine zarar verme veya kendi bedenini tahrip etme (kesme/yaralama), intihar girişimleri, madde bağımlılığı ya da cinsel dürtüsellik gibi davranışlarla kendiliğe yönelir. Fakat bu davranışların bazıları, özellikle de kendine zarar verme, kendiliği cezalandırmaktan ziyade bir kendini yatıştırma işlevi görebilir; acı yoluyla disosiasyon durumlarını ortadan kaldırabilir veya katlanılamaz gerilimi boşaltabilir. Bu tür davranışlar yoğun bir utanç yaratabilir ve bu utanç sıklıkla hızlı bir şekilde öfkeye dönüşür. Borderline düzeydeki diğer bireyler için öfke, dışarıya, başkalarına yöneltilir; özellikle narsisistik ya da antisosyal özelliklere sahip borderline düzeydeki hastalar, tamamen kötü anne, baba veya önemli ötekinin aktarım [transference] yansıtmalarının esiri olduklarında; cinsel, ailevi veya ilişkisel şiddetin faili olabilirler. Onların öfke dolu fantezileri; sadistik (‘Kötü’ ötekini cezalandırma) ve mazoşistik parçalarla (korktukları terk edilmeyi bilinçdışı şekilde kışkırtma) birlikte, tümgüçlü kontrol fantezilerinin [omnipotent fantasies of control] unsurlarını içerme eğilimindedir (Kernberg, 1975). Kontrol etme çabaları, başkaları tarafından manipülasyon olarak hissedilebilir (her ne kadar bu manipülasyon bilinçli olmasa da) ve eğer bir psikiyatri servisine yatırılırlarsa, bu hastalar sıklıkla kaosa neden olurlar çünkü onların bölme ve kontrol çabaları, personelin bir kısmının onların acılarına derin bir sempati duymasına, diğer personellerin ise güçlü bir şekilde manipüle edilmiş hissetmesine yol açar. Aslında her iki pozisyon da doğrudur ve personel arasındaki bu bölünme, hastanın iç dünyasındaki aynı bölme savunmasının dışarıda sahnelenmesidir [enactment] (Kernberg, 1984).
Borderline düzeyde örgütlenmiş insanların birincil arzusu Aden’e (Cennet’e) geri dönmektir -çocuğun ayrışma kaygısını deneyimlemek zorunda kalmaksızın, annenin tüm ihtiyaçlarını karşıladığı, yeniden yakınlaşma öncesi [pre rapprochement] döneme ait kusursuz anneyle kurulan simbiyotik bir birleşmeye geri dönme arzusu- (Mahler ve ark., 1975; Adler ve Buie, 1979). Bu özlemle beklenen birleşme bilinçdışı bir fantezidir, fakat romantik ilişkilerde, dostluklarda ve terapötik ilişkilerde yoğun bir yakınlık arzusunu tetikler. Bu yakınlık, sadece bir huzur/güven değil, aynı zamanda kimlik dağınıklığının [identity diffusion] bıraktığı boşluğu dolduran, ödünç alınmış bir kimlik duygusu vaat eder (Kernberg, 1975). Ancak bu arzu kendi içinde bir çelişki taşır: Arzulanan birleşme, bireyin sahip olduğu kırılgan kendilik duygusunu da çözülme tehdidiyle karşı karşıya bırakır ve yutulma korkusunu arttırır. Sonuç bir salınımdır- birey terk edilme dehşeti ile yutulma dehşeti arasında gidip gelirken, çaresizce yapışmayı [clinging)]panik içinde bir geri çekilme veya öfke dolu bir saldırı takip eder (Kernberg, 1975; Adler ve Buie, 1979). Bu durumu, açıklanamaz düşmanlıklarla kesintiye uğrayan boğucu bir muhtaçlık olarak deneyimleyen partnerler ve yakınlar sıklıkla geri çekilirler; bu da kişinin en derin terk edilme korkusunu harekete geçirir ve en çok korkulan sonucu bir gerçeğe dönüştürebilir.
Genel Vaka Örneği
Bu örnek, nevrotik kişilik örgütlenmesi makalesinde kullanılan örneğin bir tamamlayıcısıdır. Obsesif bir karaktere sahip olup borderline düzeyde örgütlenmiş bir kişi, tıpkı nevrotik düzeyde örgütlenmiş kişi gibi katı, mükemmelliyetçi ve detay odaklı olabilir. Borderline düzeyde örgütlenmiş bu erkek hastanın, çevresindeki düzeni koruma ihtiyacı kendi eylemleri ve seçimleriyle sınırlı kalmayacaktır; aksine, ev halkının ‘tam olarak onun istediği gibi’ hareket etmesi konusunda ısrar edecek ve kişisel kurallarından en ufak bir sapmaya dahi tolerans göstermeyecektir. Sorunlarının kendisine ait olduğunu fark eden nevrotik örgütlenmeye sahip bireyin aksine, burada [borderline düzeyde] sorunları tamamen dışsal olarak görecektir (Kernberg, 1975; 1984). Eğer eşi ve çocukları, eşyaları yerli yerinden bırakmaz ya da bir dağınıklık çıkarırlarsa, onun gazabından korkmayı çabuk öğreneceklerdir. Bu eylemleri kendisine yönelik kişisel bir aşağılama veya saldırı olarak görecek, intikam dolu, sert eleştirilerle ya da şiddetle karşılık verecektir. Bu saldırılar ortada bırakılan bir eşyayla ya da bir parça kirle ilgili değildir, aksine bu dikkatsizlik; ihmalkar, sevgisiz veya kötü niyetli olarak deneyimlenir- başka bir deyişle ‘kötü annenin’ projeksiyonlarıdır (Kernberg, 1975). Mikroplardan, kirden ve cinsellikten kolayca tiksinebilir; ancak bu duyguların genellikle egoya yabancı [ego-dystonic] olduğu nevrotik düzeyin aksine, burada bu hisler sıklıkla egoyla uyumlu [ego-syntonic] olarak deneyimlenir ve verdiği tepkiler tamamen haklı tepkiler olarak görülür (Kernberg, 1984). Mikrop ve kir tehdidiyle başa çıkmak için ev içinde pek çok kural olabilir ve tüm bu taleplerinde aşırıya kaçtığına dair hiçbir farkındalığı yoktur. Cinsel partnerlerinin hem seksten önce hem de sekten sonra duş almasını, hatta belirli şekillerde yıkanmasını bekleyebilir. Bu durum temizlikten ziyade, partnerini yeniden yakınlaşma öncesindeki [pre-rapprochement] o mükemmel, simbiyotik anne olması için kontrol etmeye yönelik bilinçdışı bir ihtiyaç vardır. Her ne kadar bu durum sıklıkla tahakküm [domination] olarak deneyimlense de, bu yolla danışan bir simbiyoz [ortak yaşam/birleşme] arayışındadır. Bu kontrolcü davranışlar ve öfke dolu saldırılar, sıklıkla ilişkilerinin kopmasına yol açar, yani en çok korktuğu şeyin gerçekleşmesine neden olur.
Bu erkek danışanın iş yerinde, çevresindekileri kontrol etme ihtiyacı ilk başta, ‘kararlı bir liderlik’ gibi görünebilir fakat astlarının onun kurallarına harfiyen uymadaki yetersizlikleri veya isteksizlikleri biriktikçe, onlara yönelik sözlü saldırılarının şiddetlenmesiyle bu durum hızla sorunlu bir hal alır. İş arkadaşlarını bölünmüş nesneler haline getirebilir -dost veya düşman- ve meslektaşları arasında kaos ile çatışma yaratan ayrılık tohumları ekebilir. Bu durum sıklıkla onun iş yerinde giderek daha fazla izole hale gelmesine ya da kontrolcü ve düşmanca davranışları nedeniyle işten kovulmasına yol açar.

Bu erkek danışanın terapide, sorunun diğer insanlarda olduğuna dair güçlü bir his taşıması muhtemeldir. Terapiye ancak eşi veya iş verenin zorlamasıyla gelebilir. Kendisine ne üzerinde çalışmak istediği sorulduğunda, içsel sorunlarını adlandırmakta güçlük çekecektir ve muhtemelen diğer insanları ‘uygun davranmaya’ zorlamak için yardım talep edecektir. Bölme, inkar ve yansıtma gibi daha ilkel savunma mekanizmaları kullanacaktır (Kernberg, 1975; 1984). Bazen terapistinin dünyadaki en iyi terapist ve ona yardım edebilecek tek kişi olduğunu hissedecek; diğer zamanlarda ise terapistinin işe yaramaz, hatta daha da kötüsü, kötü niyetli olduğunu düşünecektir. Bu, yeniden yakınlaşma başarısızlığından kaynaklanan bölme savunmasının aynısıdır: Terapist hem iyi hem de kusurlu olamaz, ya tamamen iyi ya da tamamen kötü olabilir (Kernberg, 1975). Daha derinlikli ve keşif odaklı dinamik çalışmalara gerçekten başlanabilmek için; öncelikle terapi, hem kendiliğe hem de ötekine dair ikircikli [ambivalent] duyguları tolere edebilme kapasitesi inşa etmek için yoğun bir kapsama ve destek içerecektir (Kernberg, 1984; Winnicott, 1969).
Kaynakça (Tıklayın)
Adler G, Buie DH. Aloneness and borderline psychopathology: the possible relevance of child development issues. International Journal of Psycho-Analysis. 1979;60(1):83-96.
Bora E. A meta-analysis of theory of mind and ‘mentalization’ in borderline personality disorder: a true neuro-social-cognitive or meta-social-cognitive impairment? Psychological Medicine. 2021;51(15):2541-2551.
Coonerty S. An exploration of separation-individuation themes in the borderline personality disorder. Journal of Personality Assessment. 1986;50(3):501-511.
Kernberg OF. Borderline Conditions and Pathological Narcissism. New York: Jason Aronson; 1975.
Kernberg OF. Severe Personality Disorders: Psychotherapeutic Strategies. New Haven: Yale University Press; 1984.
Luyten P, Campbell C, Fonagy P. Borderline personality disorder, complex trauma, and problems with self and identity: a social-communicative approach. Journal of Personality. 2020;88(1):88-105.
Mahler MS, Pine F, Bergman A. The Psychological Birth of the Human Infant: Symbiosis and Individuation. New York: Basic Books; 1975.
Porter C, Palmier-Claus J, Branitsky A, et al. Childhood adversity and borderline personality disorder: a meta-analysis. Acta Psychiatrica Scandinavica. 2020;141(1):6-20.
Stern BL, Caligor E, Hörz-Sagstetter S, Clarkin JF. An object-relations based model for the assessment of borderline psychopathology. Psychiatric Clinics of North America. 2018;41(4):595-611.
Winnicott DW. The use of an object and relating through identifications. International Journal of Psycho-Analysis.1969;50:711-716.
Editoryal Notlar
Yazar: Irene Hurford
Başlık: Levels Over Labels: The Borderline Personality Organization
Yayın: Psychology Today – Reality in Dialogue
Tarih: 4 Mayıs 2026
Link: https://www.psychologytoday.com/us/blog/reality-in-dialogue/202605/levels-over-labels-the-borderline-personality-organization
Bu metin Psikolog Arda Anıl tarafından Türkçeye çevrilmiştir. Çeviri sürecinde kavramsal doğruluk ve psikodinamik terminolojiye sadakat esas alınmıştır. Çeviri hazırlanırken ChatGPT dilsel ve teknik destek amacıyla kullanılmış; nihai metin çevirmen tarafından gözden geçirilmiştir. Bu çeviri yalnızca bilgilendirme amaçlıdır. Orijinal metnin tüm hakları yazara ve yayıncıya aittir.


