Psikoterapide “Teknikler”e Karşı Bir Argüman
Bu yazı, psikoterapide “terapötik ilişki tekniği” ile “teknikler” arasındaki ayrımı merkeze alarak, hazır müdahale paketlerinin terapi ilişkisini nasıl zayıflatabileceğini tartışıyor. Yazıya göre teknikler hastayı edilgin bir konuma yerleştirebilir, terapisti ise hastanın psikolojisini birlikte anlamaya çalışan bir işbirlikçiden çok “sorunu çözen” otoriter bir figür gibi konumlandırabilir. Oysa kişilik değişimini hedefleyen psikoterapide esas mesele, hastanın içsel çatışmalarını bastırmak ya da aşmak değil, onları yargılayıcı olmayan bir terapötik ilişki içinde keşfetmek, anlamlandırmak ve bütünleştirmektir. (Editoryal)
Teknikler terapisti cevaplara sahip olan doktor konumuna yerleştirir.
Ana Noktalar
- Teknikler, hastayı edilgin bir role yerleştirir; oysa neredeyse tüm kişilik değişimi terapilerinde amaçlardan biri, hastanın faillik duygusunu [sense of agency] geliştirmektir.
- Teknikler, hastaların içsel çatışmalarını çözümlemekten ziyade onların üstesinden gelmeyi amaçlar.
- Teknikler herkesin aynı olduğunu varsayar; oysa anksiyetelerin, depresyonların ve travma tepkilerinin çok büyük bir kısmı kendine özgüdür.
Amerikan Psikoloji Derneği’nin [American Psychological Association] (2012) tüm psikoterapi araştırmalarını özetleyen “Psikoterapinin Etkililiğinin Tanınmasına İlişkin Karar”ı, arzu edilen sonuçlara ulaşmada terapötik ittifakın [therapeutic alliance] herhangi bir özgül terapi “markası”ndan ya da terapi türünden daha önemli olduğunu vurgulamıştır. Bunun, terapinin gündelik uygulaması açısından sonuçları nelerdir?
“Teknik” Sözcüğünün Anlamları
Psikoterapi alanında technique sözcüğünün iki ayrı anlamı vardır. “Bir teknik” [A technique] terapistin hastaya yardımcı olma çabası içinde uygulayabileceği rutin bir müdahaleyi ifade eder; örneğin bilişsel-davranışçı terapide ev ödevi verilmesi, Gestalt terapinin “boş sandalye” çalışması ya da çözüm odaklı terapinin “mucize sorusu” gibi. Kılavuzlu hale getirilmiş [manualized] tedaviler, bu tür teknikler dizisinden oluşur. Öte yandan, belirli ya da belirsiz artikel olmaksızın kullanılan “teknik”, terapistin hastaya yardım etmek için kullandığı davranışlar yelpazesine; yani terapi ilişkisini tanımlayan davranışlara gönderme yapar. Bunlar, seansa zamanında başlamak, sır saklamak ve hastanın yaşamı hakkında yargıda bulunmaktan kaçınmak gibi davranışları içerebilir. Bir psikoterapiyi, alt yöntem [subroutine] anlamında tek bir teknik bile kullanmadan bütünüyle yürütebilirsiniz; fakat ikinci anlamıyla terapötik ilişki tekniği olarak nitelendirilebilecek bir beceriler kümesi olmaksızın herhangi bir ilişkiye katılamazsınız. Teknik her yerde mevcut olsa da, bu sözcüğü yalnızca, nasıl yapılacağına ilişkin tavsiye üreten ilişki türleri için kullanırız; örneğin ebeveynlik tekniği, cerrahi teknik ve cinsel teknik gibi.
Hem teknik hem de terapötik ilişki tekniği, terapinin amaçlarını ilerlettikleri ölçüde seçilmelidir -bu amaç ister “gelişim” gibi belirsiz, ister okul için ders çalışmak ya da sosyal ilişkileri geliştirmek gibi daha özgül olsun. [Bu yazıda “teknikler” (techniques), terapistin uyguladığı tekil müdahaleleri; “teknik” (technique) ise terapistin terapi ilişkisini kurma, sürdürme ve hastayla çalışma biçimini ifade eder. Biz aradaki farkı gözetmek adına, çeviride “techniques” için terapötik ilişki tekniği ifadesini kullanacağız.] Tekniklerle (ödevler ya da paketlenmiş fikirler gibi) ilgili sorun , psikoterapide en iyi işleyen tekniği, (yani ilişki türünü) zayıflatmalarıdır.
Psikoterapi derken, hastanın sorunlu kişilik örüntülerini değiştirmek üzere tasarlanmış bir ilişkiyi kastediyorum. Danışmanlık, rehberlik, tavsiye, arkadaşlık, hekimlik ve mentorluk kuşkusuz değerli ilişki türleridir. Bununla birlikte Freud, 1895’ten bile önce, hastaların bilgece öğütleri izlemediklerini, iyi tavsiyeleri uygulamadıklarını ya da cesaretlendirmeye karşılık vermediklerini fark etmeye başlamıştı. Kişilik değişimi üzerinde çalışan iyi terapistler bugün, kendi tekniklerinin hastanın psikolojisinin gizli kalmış parçalarını terapi ilişkisine davet edecek biçimde örgütlenmesi gerektiğini; bu gizli parçaların terapi ilişkisi içinde onaylanma, moral desteği ya da yaşam tüyoları ile değil, içsel çatışmaların çözümlenebileceği yargılayıcı olmayan bir alanla karşılaşması gerektiğini bilirler.
Terapötik ilişki tekniği ile teknikler arasında ilk bildirilen terapi çatışması, Anna O.’nun Freud’a, içsel benliğini açığa çıkarmasını sağlamak için kullandığı tekniklerin rahatsız edici olduğunu söylemesiyle ortaya çıktı. Anna O., kendi adlandırmasıyla “konuşma terapisi”ni [talk therapy] öne çıkardı; Freud’un dehası ise onu dinlemesi ve en içteki düşüncelerini açığa çıkarmasını sağlamak için elini alnına koyarak baskı uygulamaktan vazgeçmesiydi.
Bugün şöyle diyebiliriz: Teknikler hastayı edilgin bir role yerleştirir; oysa neredeyse tüm kişilik değişimi terapilerinde örtük amaçlardan biri, hastanın faillik duygusunu geliştirmektir. Teknikler ayrıca zararlıdır; çünkü hastaların içsel çatışmalarını çözümlemekten ziyade onların üstesinden gelmeye çalışırlar. Sanki hastaların kendilerini terapiste açma, hatta davranışlarını değiştirme konusundaki tereddütleri, ezilip geçilmesi gereken bir saçmalıkmış gibi ele alınır. Hastanın direncini saçmalık gibi ele almak, terapisti bütünüyle masum; aklı başında herhangi bir kişinin kendini açmak isteyeceği bilge ve iyi huylu bir figür olarak resmeder.
Başka bir deyişle, teknikler terapinin hekime yapılan bir ziyaret gibi olduğu mesajını verir; kişinin ve sorunun tıbbileştirilmesi de beraberinde kendine özgü güçlükler getirir. Bu, her iki taraf için de çekicidir; çünkü terapist kendisini bilge ve sorun çözücü biri olarak hissetmek ister, hasta ise doktorun sorunu çözebileceğinin kendisine söylenmesini ister. Tekrar belirtmek gerekirse, sorun çözülebilir nitelikteyse sorunları çözmek elbette iyidir; fakat çoğu depresyon, anksiyete ve travma tepkisi bir “çözüm”den ziyade, kendiliğin çatışan parçalarının kabulünü ve bütünleştirilmesini gerektirir. Tekniklerin kullanımı ayrıca terapistin kahraman olduğu, hastanın ise “zor durumdaki kurtarılmayı bekleyen genç kadın” rolünü oynadığı izlenimini de verir. Genellikle hastanın ebeveyni, partneri ya da toplum “kötü karakter” rolüne yerleştirilir; böylece terapi, keşif ve çözümleme süreci olmaktan çok bir kurtarma operasyonuna dönüşür.
Hastaları İnsandışılaştırma
Teknikler insandışılaştırıcıdır [dehumanizing]; çünkü bütün hastaları aynıymış gibi ele alırlar. Cerrahi tekniklerin önerilebilir olmasının nedeni, önemli açılardan bütün bedenlerin birbirine benzemesidir. Ebeveynlik tekniklerinin önerilebilir olmasının nedeni de, önemli açılardan bütün çocukların birbirine benzemesidir. Fakat çocuklar okul çağına geldiklerinde, birbirlerinden teknikleri kuşkulu hale getirecek ölçüde farklılaşmış olurlar. Benzer biçimde, bir cerrah gerçek bir uzmanlık geliştirdiğinde, apandisit ameliyatı gibi rutin işlemler bile, hastanın iç anatomisi ortaya çıktığında cerrahın değerlendirmesine tabi olan kılavuzlara dönüşür. Teknikler herkesin aynı olduğunu varsayar; oysa anksiyetelerin, depresyonların ve travma tepkilerinin çok büyük çoğunluğu kendine özgüdür.
Bireysel terapinin tekniği (geniş anlamda) bile, hasta ile terapistin problemi ve problemin hastanın kişiliğiyle ilişkili olup olmadığını anlamalarından önce hazır biçimde belirli değildir. Örneğin iyi bir terapist, kişilik değişimini amaçlayan bireysel terapide otobiyografik bilgilerini belki hiçbir zaman açığa vurmayabilir; fakat aynı terapist ilk görüşmeye, bu tür bir terapinin önerileceğini baştan bilerek başlamaz.
Teknikler hastayı insandışılaştırdığı, hastayı edilgin bir role yerleştirdiği ve terapisti, hastanın psikolojisini birlikte keşfetme ve anlamlandırma sürecinde bir işbirlikçi olmaktan ziyade kahramanvari ve iyi huylu bir figür olarak tanımladığı için, hastalar tekniklere, güçsüz konumdaki insanların kendinden emin ve haklılığına fazlasıyla inanmış otoriteye sıklıkla verdikleri tepkiye benzer bir tepki verirler: Hastalar tekniklerin kullanımını bilinçli olarak takdir eder ve teşvik ederler, fakat iyileşmezler. İyi terapistler, hastalardan gelen takdir daha kazançlı olsa bile, takdir edilmek ile iyileşme arasındaki farkı bilirler.
Editoryal Notlar
Yazar: Michael Karson, Ph.D., J.D.
Başlık: An Argument Against “Techniques” in Psychotherapy
Yayın: Psychology Today – Feeling Our Way
Tarih: 25 Nisan 2022
Link: https://www.psychologytoday.com/us/blog/feeling-our-way/202204/argument-against-techniques-in-psychotherapy
Bu metin psikodinamikblog.com tarafından Türkçeye çevrilmiştir. Çeviri sürecinde kavramsal doğruluk ve psikodinamik terminolojiye sadakat esas alınmıştır. Çeviri hazırlanırken ChatGPT dilsel ve teknik destek amacıyla kullanılmış; nihai metin çevirmen tarafından gözden geçirilmiştir. Bu çeviri yalnızca bilgilendirme amaçlıdır. Orijinal metnin tüm hakları yazara ve yayıncıya aittir.

