Bu Konuşma Terapisidir
Jonathan Shedler ile gerçekleştirilen bu röportaj, psikoterapinin “konuşma terapisi” [talk therapy] olarak ne anlama geldiğini ve bu sürecin yüzeysel bir sohbetten nasıl ayrıldığını konu ediniyor. Röportaj, özellikle psikodinamik terapide konuşmanın, yalnızca bilgi aktarımı değil; içsel deneyimin keşfi, duyguların anlamlandırılması ve bilinçdışı süreçlerin görünür kılınması açısından merkezi bir araç olduğunu vurgular. (Editoryal)
Psikoterapi ruhun ilacıdır.
Aynı zamanda psikodinamik terapi [psychodynamic therapy] olarak da bilinen konuşma terapisi hakkında sorular ve cevaplar:
Çoğu psikiyatrist için bir hastayı muayene etmek, psikiyatrik teşhisi ve o teşhis için ilaç yazımını içeriyor. Psikoterapinin bundan farklı olan noktaları neler?
Psikiyatrik teşhis, bir hastayı anlayabilmek için sınırlı bir yöntemdir (tanı üzerine yazdığım yazıya bakınız). Psikiyatrik teşhis, duygusal acıyı, acıyı çeken kişiden ayrıştırarak kalıplaşmış bir hastalık olarak ele alıp tedavi edebileceğimiz hayalini besler. Hastaların tedavi edilmesi gereken problemleri, hayat hikayelerine gömülüdür. Bu durum, neye sahip olduklarından çok kim oldukları ile ilgilidir.
Bu, psikiyatrik bozukluklara farklı bir bakış açısıdır -hastayı bir tanıyla eşleştirmek yerine, onu bir kişi olarak anlamaya daha fazla zaman ayırmak.
Bu tamamen hastaları anlamaktan ve onlara kendilerini daha iyi anlayabilmeleri için yardım etmekten ibarettir.
Teşhisten direkt tedavi planına geçmek nadiren yardımcı olur, bunun yerine altta yatan sebepleri ve problemleri anlamaya çalışmalıyız.
Bahsettiğiniz prensiple alakalı bir örnek verebilir misiniz?
Bir psikiyatri asistanıyla beraber, on beş yıldır psikiyatrik tedavi gören bir adamı tedavi ettik. Kronik depresyonla mücadele ediyordu ve ona reçete edilen ilaçların değişmesi için bize başvurdu. “Psikoterapiyi önceden denedim, bana bir etkisi olmadı.” dedi. Fakat bir müddet daha bu konuda konuşunca, bir anlam ifade eden ve etkisini gösterebilecek bir terapi almadığı aşikar hale geldi.
Adam birçok farklı ilaç türü ve çeşitli terapi yöntemleri denemişti fakat konuşma terapisini hiç denememişti. Ayrıca aldığı diğer terapilerde kendisi hakkında neler öğrendiğini sorduğumuzda, cevap veremedi.
Ama bu hasta yıllar boyunca terapi aldığını düşünüyor. Bir bireyin gerçek bir terapi alıp almadığına nasıl anlayacağız?
Eğer bir birey, anlamlı ve sağlıklı bir terapi aldıysa, seanslarda ve terapi süresince neler öğrendiklerini anlamlı bir şekilde size aktarabilir. Karar vermek adına, “Bir önceki terapistinizle aranız nasıldı? Kendiniz hakkında neler öğrendiniz?” gibi sorular sorulabilir. Bizim hastamızın, psikoterapinin bir ilişki türü olduğu hakkında hiçbir fikri yoktu.
Yani hastaya, “Aldığınız terapilerden hatırladıklarınız ve çıkarımlarınız nelerdir?” sorusunu mu sormamız gerekiyor?
Tabii ki. Biz aynı zamanda hastamızdan depresyonu olduğunu nasıl anladığını, kendi hislerini ve neyin onu mutsuz ettiğini de anlatmasını istedik. Şaşırtıcı bir şekilde, bu soruyu ona daha önceden kimse sormamıştı. Hem de on beş yıl boyunca! Mutsuzluk ve boşluk hissinin bir anlam ifade etmesi fikri ona çok yabancıydı; hislerin üzerinde durulması ve anlamaya çalışılması gerektiğini bilmiyordu.
Hastamız, sekiz ay boyunca terapide konuşulması zor konuların etrafında dönüp durduğunu ve daha sonrasında doktoruna karşı daha açık hale geldiğini ve düşüncelerini de açıkça doktoruyla paylaştığını anlattı. Aşırı detaycı ve eleştirel biri olduğundan bahsetti, eğer bir kusuru olan biriyle tanışırsa onu kusurlarından dolayı kınar ve silip atardı.
Daha sonra kendisine de aynı aşırı eleştirel gözle baktığını fark etti. Bu farkındalığı kazandıktan sonra doktorunun ona, “Eğer birisine kötü davranırsanız bu onların canını yakar. Eğer kendi kendinize kötü davranırsanız fark etmeden kendinizi de kırarsınız, işte bu kırgınlık depresyon olarak adlandırdığımız şey olarak ortaya çıkar.”, dediğini anlattı. İşte bu dönüm noktasıydı.
Ama bu dönüm noktasına ulaşmak sekiz ay sürmüş. Çoğu psikiyatrist her hafta terapi yapmak için sekiz aylık bir zaman ayıramaz.
Buna kim karar veriyor ki? Psikiyatri ne zamandır hasta tedavisinin seri üretim bandı olduğu düşüncesine boyun eğiyor? Psikiyatristler yapacakları uygulamayı 15 dakika gibi bir sürede yapmak için baskıyla karşılaşsa da, insanların kendilerini açıkça ifade edebilmeye başlamaları için zamana ihtiyaçları var. Her ne kadar bazı sigorta şirketleri ve araştırmacılar böyle düşünmese de, terapi bir programa göre işlemiyor. Hatta terapist ve hasta, henüz asıl terapinin başlamadığı anda bile terapinin bittiği düşüncesine kapılabiliyorlar.
Panik ve anksiyete bozukluklarının psikodinamik yaklaşıma göre olan tedavisi nasıl işliyor?
Paniğin bir korku [fear] olduğunu fark etmek başlangıç noktası. Korkutucu olan şey dışa vurulduğunda buna korku, bireyin iç dünyasında kaldığında da anksiyete [anxiety] diyoruz. Konuşma terapisinde neyin korkutucu olduğunu anlamaya çalışıyoruz.
Güneş ışığının en iyi dezenfektan olduğunu söylerler. Bireyler gün ışığında korkutucu olarak gördükleri durumun o kadar da korkutucu olduğunu düşünmezler. Panik bozukluğuna sahip olan hastalar neyin korkutucu olduğunu da tam olarak tanımlayamazlar. Bu da onları korkutan durumun ve panik semptomlarının arasındaki bağları kuramayışlarından kaynaklanmaktadır. Hastalara bu bağlantıları kurmakta yardımcı oluyoruz.
Bu izlediğiniz yöntem hangi özellikleriyle Bilişsel-Davranışçı Terapideki otomatik olarak oluşan düşünceleri açığa çıkarma yönteminden farklılaşmaktadır?
İki konsept örtüşmektedir. Bilişsel terapinin kurucusu Aaron Beck’in bir psikanalist olduğunu unutmamak lazım.
Fakat tabii ki farklılıklar var. Psikodinamik terapistler, kendini keşfetmenin [self-exploration] gerçekten zor olduğunu kabul ederler. Gözümüzü kaçırdığımız [kendilerine bakmadığımız] şeyler vardır. Deneyimlerin katmanları vardır. Bir insana soru sorduğunuzda gerçekten doğru olan çeşitli sayıda cevaplar alabilirsiniz fakat verilen her cevap karşınızdaki bireyin deneyimlerinin ve yaşantılarının yeni bir katmanını ortaya çıkarır.
Bize panik atakları olan bir hastaya karşı psikodinamik yaklaşımın bir örneğini verebilir misiniz?
Psikiyatri asistanlarımdan biri sekiz hafta gibi kısa bir sürede panik bozukluğu olan bir hastayı iyileştirdi. Hasta, panik atakların birdenbire ortaya çıktığını söylüyordu. Onu panik ataklarıyla beraber ortaya çıkan düşünce ve duygularını fark etmesi için cesaretlendirdik ve düşünceleri onu eşiyle yaşadığı problemlere doğru sürükledi. Fakat hasta eşinden ne kadar şikayet etse de ona hiç öfkelenmiyordu. Daha sonra hasta, kendi öfkesinden korktuğunu ve öfkelenmesi gereken durumlarda panik atak yaşadığını fark etti. Panik ataklar, hastanın öfkesinin yerine geçmiş durumdaydı.
Peki bu nasıl ele alındı?
Terapide, öfkeli duyguları alışılmış biçimde nasıl savuşturduğunu anlamaya başladı. Bu duygulara dikkat etmenin kabul edilebilir olduğunu keşfetti. Daha önce bilinmeyen kendilik parçalarına aşina hâle geldi. Öfkeli duyguları artık tehlikeli ve yabancı olarak deneyimlemediğinde, panik ataklar azaldı. Ayrıca duygusal ihtiyaçlarının daha fazla farkına vardı ve bunları ifade etme konusunda daha yetkin hâle geldi; böylece evliliği de iyileşti.
İşte işin ilginçleştiği yer: Kocasıyla ilişkide ortaya çıkan örüntüler, terapide terapistiyle olan ilişkide de yeniden ortaya çıktı. Terapist, hastanın terapiste yönelik en ufak bir rahatsızlık ya da irritasyon belirtisini bile refleksif olarak nasıl savuşturduğuna dikkat çekti. Ve hasta, ne kendisi ne de diğerleri bu ihtiyaçların ne olduğunu bilirken, başkalarının onun ihtiyaçlarına yanıt vermesinin ne kadar imkânsız olduğunu anlamaya başladı -bu durum, giderek artan içerleme için bir reçeteydi.
İnsanlar fark etmeden sürekli olarak ilişki kalıplarını tekrar ederler. Terapi başlı başına bir ilişki, bu sebeple problematik ilişki tarzları terapi sırasında ortaya çıkabilmektedir. Bu ilişki kalıplarını gözlemlemek ve bireyin hayatının diğer alanlarıyla olan bağlantısını kurmak, yetenekli bir terapistin yapabileceği bir şeydir.
Terapi bir ilişki laboratuarına dönüşmekte, bu laboratuarda bireyler kendilerini tanıma, anlama ve alışkanlıkları değiştirmeye yönelik çalışabilmektedirler. Bu terapinin en önemli noktalarından biridir.
Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Eğer kendimizi ve rolümüzü, sadece müdahale eden ve reçete verenler olarak görürsek, kendimizi işimizi keyifli ve ödüllendirici yapan şeylerden, hastalarımızı gerçekten tanımaktan ve hayatlarında ciddi anlamda bir etki bırakmaktan alıkoymuş oluruz.
Bu blog yazısı Daniel Carlat’ın sorularını ve Jonathan Shedler’ın cevaplarını içermektedir. Bu röportajın bir versiyonu da The Carlat Psychiatry Report bünyesinde bulunmaktadır.
Referanslar (Tıklayın)
Shedler, J. (2010). Getting to know me: What’s behind psychoanalysis. Scientific American: Mind, 21, 5, Nov/Dec 2010.
Editoryal Notlar
- Orijinal Başlık: This Is Talk Therapy
- Yazar: Jonathan Shedler
- Yayın: Psychology Today – Psychologically Minded
- Tarih: 5 Ağustos 2019
- Link: https://www.psychologytoday.com/us/blog/psychologically-minded/201908/this-is-talk-therapy
Bu metin psikodinamikblog.com tarafından Türkçeye çevrilmiştir. Çeviri sürecinde kavramsal doğruluk ve psikodinamik terminolojiye sadakat esas alınmıştır. Çeviri hazırlanırken ChatGPT dilsel ve teknik destek amacıyla kullanılmış; nihai metin çevirmen tarafından gözden geçirilmiştir. Bu çeviri yalnızca bilgilendirme amaçlıdır. Orijinal metnin tüm hakları yazara ve yayıncıya aittir.


